Publisher Theme
Art is not a luxury, but a necessity.

“Gözümün Nûru”nda Buruk Gülümseme

0 48

Son Adana Altın Koza’da yarışıp “en iyi film” ödülünü Mahmut Fazıl Coşkun’un “Yozgat Blues”uyla paylaşan “Gözümün Nûru” geçenlerde sınırlı sayıda kopyayla gösterime girdi.

Bu iki filmin festivalin en tepesindeki ödüle birlikte lâyık görülmeleri, Türkiye sinemasının gidişatıyla ilgili bir mesaj iletiyor aslında. İki film de uzun süre sinemasal mantaliteyi esir almış olan yalnızlık, yılgınlık temaları ve soğuk ve ağır sinematografi döneminin artık bittiğini söyler gibi. Çünkü ikisi de içerikleri bir yana dil açısından sıcak ve sempatik filmler. Tercihin bu yönü öne çıkmış gözüküyor.
“Gözümün Nûru”, ikisi de Fransa’da sinema eğitimi almış olan Melik Saraçoğlu ve Hakkı Kurtuluş’un birlikte imza attıkları ikinci film. İlk filmleri 2009 tarihli “Orada” yaşlılık, ölüm ve ardında kalanlar üzerine kara bir dramken “Gözümün Nûru” trajik yanı ağır basan bir komedi. İki film birbirinden o kadar farklı ki yönetmenlerin isimlerini görene kadar kesinlikle aynı ellerden çıktığı tahmin edilemez. Üstelik bu durum gişe kaygısıyla sipariş üzerine film çekmekten dolayı ortaya çıkmış da değil. Genç yönetmenlerimiz sinemalarını arıyorlar ve radikal gibi gözüken bu fark oldukça değerli. İlk filmleri, festivalin verdiğini iddia ettiğimiz mesaja da kaynaklık eden sıkıntıları barındırıyor, üstelik prodüksiyona daha fazla bütçe ayrılmış olmasına rağmen. Hakkı Kurtuluş, bunu bir söyleşide kendilerine yakın bir konuyu anlatmanın daha etkili olduğunu söyleyerek destekliyor.

Film, yönetmenlerden bir diğeri Melik Saraçoğlu’nun yaşadığı ve yaşıyor olduğu ciddi göz hastalığını ve ardı ardına geçirdiği operasyonların yarattığı sıkıntıları anlatıyor. Tabii bu rahatsızlığı, tek hayali film çekmek olan ve bu uğurda Fransa’lara okumaya gitmiş genç birinin yaşaması filmin konusunu çarpıcı hale getiriyor. Başroldeki Melik (ki kendisini kendisi oynuyor), dayanılması sabır gerektiren süreçlerden geçerken kendisine, sinemaya ve ailesine dair önemli muhasebeler yapıyor ve tanıdık gelecektir “zorluğa mizahla direniyor”. Her ameliyattan sonra “onlarca” gün gözü bandajlı, kafası yere paralel durmak zorundayken olanları izlediğimiz film, samimi bir dertleşme havasında ilerliyor. Hikâye ve olay örgüsünün pek önemli olmadığı filmde tespitler ve durum değerlendirmeleri, görme ihtimali gittikçe zayıflayan genç bir yönetmenin trajedisini mizahi bir yolla çoğu zaman ağırlığı görsel dile ve özellikle montaja vererek başarıyor. Demagojiye oldukça müsait olmasına rağmen ayağını yere sağlam basan filme bu mesele üzerinden derin bir boyut kazandırılmadığı hissediliyor. “Bir konu üzerinden” daha derin mevzuları anlatma derdinde olmadığını anladığımız “Gözümün Nûru”, derinlere inmezken yüzeydeki işini sonuna kadar başarıyor ve sinemamızın ihtiyacı olan “samimiyet”i yüzümüzdeki buruk tebessümde gerçekleştirebiliyor.

Aykut Emre Al – soL

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.