Publisher Theme
Art is not a luxury, but a necessity.

Güneşe Doğru – Yönetmen Nâzım Hikmet

0 266

Yazar ve eleştirmen Agah Özgüç, Nâzım Hikmet‘in 1937 yılında yapıp yönettiği Güneşe Doğru adlı uzun metrajlı filmin kayıp olduğunu birkaç kez açıklamıştı. Günümüzde film hakkında bize ulaşan bilgiler filmin afişi olduğu için genel bir künyesi, 35 mm‘ye çekildiği ve yapımcısı idi. Ancak filmin süresi hakkında herhangi bir bilgiye sahip değiliz. Zaten Türk sinema arşivinin kalbi sayılan Mimar Sinan Üniversitesi Sinema ve Televizyon Merkezi de filmin arşivlerinde bulunmadığını açıklamıştı. Yine de Agah Özgüç dışında Güneşe Doğru ile ilgili bir şeyler okuduğuma emindim ama nerede okuduğumu hatırlayamadım.

Önce kitaplığımdaki Alim Şerif Onaran‘ın iki çiltlik Türk Sineması ‘nın ilk çildine baktım, orada yoktu. Şansımı birde Nijan Özön‘ün “Türk Sineması Tarihi”nde denedim ve evet işte ordaydı…
Aşağıda yer vereceğim kısımlar Nijan Özön‘ün kitabından, ikinci kısım aynı kitaptan ama o kısımları yazarın dönemin diğer dergi ve gazetelerinden yaptığı alıntılar oluşturuyor:

İpek Film, Leblebiçi Horhor‘dan üç yıl sonra yeniden yapıma geçerken, sütten ağzı yanan insanların ihtiyatlılığıyla işe başladı. Bu kez , başlıca kişileri üçü geçmeyen , çalışma birliği küçük,”dar bütçeli” bir film çevriliyordu. Güneşe Doğru adını taşıyan filmin rejisörü, Ertuğrul‘un yanında İpek Film‘de senaryoculuk, rejisör yardımcılığı yapan Ran‘dı. Kendisi gibi genç bir ressam, Abidin Dino, dekorları hazırlıyor, Dino‘nun ağabeyi şair Arif Dino, Ferdi Tayfur ve Mediha adındaki genç bir kadın başlıca kişileri canlandırıyordu. Birliğin fotoğraf yönetmenliği de Lazar Yazıcıoğlu‘na verilmişti. (Nijan Özön – Türk Sineması Tarihi)

İstanbul sinemaları, bu küçük çalışma birliğinin durumunu anlatırken şöyle demekteydi :

”…..bu sene tatil mevsiminde yeni bir başlangıç olmak üzere İpek Film stüdyosunda bir Türkçe film çevrileceği müjdesini duyduğumuz vakit filmi hazırlayan gençlerle gidip tanıştık. Güneşe Doğru ismi verilen bu Türkçe sözlü film, memleketimizde yetişen genç artist, rejisör, operatör ve teknisyenlerin eseridir. Bu filmde zaruri mali ihtiyaclara uyularak, öyle engin dekorlar, büyük mizansenler, baletler yoktur ancak temiz bir çalışmanın, iddiasız bir uğraşmanın ve son zamanların telakki ,görüş farklarının neticesi olarak tekniğin ilerleyişine uyarak vücuda getirilmiş bir eser var .(…)

filmin akışı fotoğrafileri, tekniği sinema tekniğinin en son sürat ve hareket nazariyelerine uygundur. Bu küçük ve dar vesait ile bundan daha fazla muvaffak olunabileceğini iddia etmek kimsenin hatırından geçmez .
(….) Güneşe Doğru en kısa bir cümle ile imkansızlıklarla mücadele neticesinde doğan samimi bir eserdir …..

(Kaynak: İSTANBUL SİNEMALARI DERGİSİ,SAYI 7,21 EKİM 1937)

Bu övgü dolu yazının film bitmeden tanıtım amacı ile yazıldığını belirtelim ve Tekrar Nijan Özön’e bırakalım sözü:

Güneşe Doğru, bütün samimiliğine rağmen, soğuk yapmacık ve fantastik bir eser olmaktan öteye geçmedi. Bu biraz Washington Irving‘in Rip Van Wingle, biraz Valentin Katayev‘in 1905 modeli (insan) öykülerini andırır kuruluşlu eser-filmin konusu mütareke döneminde belleğini yitiren bir delikanlının 17 yıl boyunca kendisini hep o çağlarda yaşıyormuş sandıktan sonra geçirdiği ameliyatla iyileşmesini ve kendisini birden bire Cumhuriyet Türkiyesinde buluvermesini anlatıyordu-yalnızca, iki çağ arasındaki değişikliği vermek amacıyla kullanılan bir ”truc” olarak alınsa bile, bütünüyle yine gerçek -dışı bir film olarak kalıyor ,inandırıcılığa ulaşamıyordu

Güneşe Doğru seyircilerin tutabileceği bir film de değildi :

”….isim güzel; fikir,buluş güzel; senaryo muvaffafiyetli; konuşmalar çok tabii ve hatta maharetli, helebir kısım parcalar heyecan verici ve düşündürücü. Yerli musiki, iyi yerleştirilmiş. Sevdiğimiz sanatkarları görüp işitiyoruz. Tabii ve suni dekorlar iyi seçilmiş, iyi yapılmış. Yirmi dört saat içinde mevzua en uyar vakitler, yerli yerinde. Ona emeğini verenleri takdirle görmemek elde değildir. Bütün bunlar iyi, fakat… fakat diyorum bir şey söylemek için bu filmi tenkid artistlerin rolleri hakkında mütalaa benim işim değil. Ben daha başka bir noktaya dokunacağım. Yukarda saydığım iyiliklere rağmen neden bu film muvaffak sayılamaz ? Onu söyleyeceğim….

Hepimizin bilmemiz lazım gelen bir hakikat var ki bugün hiçbir şey büyük bir inşa (construction) ruhunun diriltici nefesiyle var olmadıkca ayakta duramıyor. Felsefe, ilim, sanat, hep bu büyük kuruluş hendesesine dayanmaktadır. (…) asrımız bütünlerin ve bütünlüğün asrıdır. Göz her eserde önce ”heyet-i umumiye’ye bakıyor. Teferruat bütün içinde gördüğü vazife ve hizmet nispetinde müsamaha görüyor(…) bir defa her eseri vücutlandıracak unsurlar, asil, hilesiz ve temiz olmalıdır. Her şeyden önce sanatkar, bu unsurları kendi mevzuunda elde etmiş bulunmalıdır. Realizm burada sanatkarı kendine çeker. Hayat içinde kolu olmayan fikir, hayal, şahsiyet ve şahıslar onu dalalete götürmemelidir. Filmde Neyzen Tevfik‘in oturduğu kahvedeki insanlar böyle bir realitenin parçalardır. Dava bu sahnenin olduğu gibi filme çekilmiş olmasında değil o realiteye yaşıyor halini vermektedir. Bu ister suni, ister tabi olsun oluşundaki haliyle tespit edilebilmelidir.

HASAN-ALİ YÜCEL ,”GÜNEŞE DOĞRU” (  ,SAYI 14,9 ARALIK 1937) YÜCEL’İN BU YAZISI CUMHURİYET GAZETESİNDEN ALINMIŞTIR

Sinematik Yeşilçam için Yazan ve Derleyen: Suzan Dilek Yılmaz

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.